Tarihi ve Güncel Konular
 
  Ana Sayfa
  Osmanlı'nın Kuruluşu
  Osmanlı Padişahları
  Osmanlı Tuğraları
  Mehteran
  Tarihi Kıssalar
  Şeyh Edebali'nin Osman Beye Öğütleri
  Hayata Dair
  Lokman Hekim'den Öğütler
  Ölmeden Önceki Son Sözleri
  Garib Olayların Rastlantısal Yanları
  1 Nisan'ı Nasıl Bilirsiniz
  Söz Der Ki....
  Küçük Oyunlar
  Tozlu Tarihin Öğütleri
  Osmanlıca Bilgisayar Terimleri
  Esma-ul Hüsna
  Şeyh Şamil
  Tek başına bir ordu “Çomar Bölükbaşı”
  Vahdettin hainmiydi
  => Kazım Karabekir
  => PROF. DR. MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
  => Sultan Mehmed Vahdeddin (1861 - 1926)
  => Mustafa Armağan
  => Venizelos’u dahi affettik ama Vahdettin hâlâ hain
  Editörden
  illerimiz neleriyle ünlü
  Osmanlıda isyanlar
  osmanlıpadişahları niçin hacca gitmemişlerdir?
  Çanakkale'den Asker Mektupları...
  Osmanlı Armasının Manası
  Çanakkale Savaşının hikayeleri
  OSMANLI TARİHİ KRONOLOJİSİ
  Osmanlı antlaşmalar
  Ziyaretçi defteri
www.konyakent.net

Venizelos’u dahi affettik ama Vahdettin hâlâ hain
Venizelos'u dahi affettik ama Vahdettin hâlâ hain


MUSTAFA ARMAĞAN


Devrin İktisat Vekili, yani Ekonomi Bakanı Mahmut Esat [Bozkurt] Bey, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 30 Kasım 1922 günkü oturumunda yaptığı konuşmada Yunan işgalinin faturasını sıcağı sıcağına şöyle değerlendiriyordu: "Kurtulan Anadolu vilayetlerimizde iki aya yakın devam eden seyahatimde...


Eskişehir, Afyonkarahisar, Manisa, İzmir ve Aydın livaları da dahil olmak üzere dün daha mesut ve bahtiyar olan bu memleketlerimizde şimdi bir yangın harabesinden, bir alay yetimlerden, dullardan, çocuklarının nerede gömülüp kaldığını bilmeyen ak başlı ihtiyarlardan başka kimseye tesadüf edemedim. Bütün köylerimiz, en güzel şehirlerimiz düşman elinde yanmış, yakılmış, bir enkaz yığını haline getirilmiştir. Dün en güzel yerlerde oturan kardeşlerimiz, bugün izbelerde sürünüyorlar. Milyonlar ve milyonlara baliğ olan bu zararları memurlarımız tespit etmektedirler. Zarar yalnız maddi değildir. Manevî zarar da büyüktür."


Peki burada sözü edilen zararları kim vermiştir? Sel, deprem gibi bir tabii afetten mi bahsediyor yoksa sayın bakanımız? Neden failini özellikle meçhul bırakıyor, birilerini suçlamıyor? Herkes bildiği için olabilir mi?


Öyle ya, o zaman cümle âlem biliyordu bu maddî ve manevî felaketlerin kimin eseri olduğunu. Yunanlıların işgal ettikleri Anadolu köy, kasaba ve şehirlerini yakıp yıktıklarını, kadın ve kızlara tecavüz ettiklerini, erkekleri toplayıp kurşuna dizdiklerini herkes biliyordu. Hatta Kemalettin Sami Paşa'nın kuvvetleri Manisa'ya girerken, kaçtıkları dağlardan çıplak vaziyette genç kızlar ve kadınlar koşarak askerlerin önüne çıkıyorlar, bizi kurtarın diye ağlıyorlardı. Herhalde o günlerin havasını en iyi yansıtan yayınlardan birisi Halide Edip, Falih Rıfkı, Asım Us gibi yazarların kalemlerinden çıkma "İzmir'den Bursa'ya" başlıklı derlemedir.


Peki bu Yunanlılar neden çıkmışlardı İzmir'e? Malum, İngilizlerin desteğiyle ve Anadolu ile Yunanistan'ı birleştirmek iddiasıyla. Yani "Megali İdea"... Amaç, Büyük Yunanistan'ı kurmaktı.


Ne var ki, bu hülyayı söndürmek pahalıya patlamıştı bize. Neresinden baksanız 10 bine yakın şehit, on binlerce yaralı, dul, yetim ve öksüz, yanmış yıkılmış şehirler. Ve her şeyden önemlisi de, İktisat Vekili'nin de söylediği gibi o korkunç manevî yıkım.


İşte Münif Fehim'in Yunan gazetelerinde çıkan bir fotoğraftan yola çıkarak çizdiği resimde gördüğümüz gibi, Yunanistan başbakanının yedek subay olan oğlu Sofokles Venizelos'un Bursa'yı işgal edince ayağının tozuyla Osman Gazi'nin türbesine gitmesini unutmayacağız. Oğul Venizelos'un, türbenin kapısını tekmeleyerek açtığını, sandukaya çizmesinin mahmuzuyla vurarak "Kalk ey Osman! Karşıma geç de seninle vuruşayım" dediğini biliyoruz. Sonra da bir ayağını sandukanın üzerine koyarak yakışıklı bir "hatıra fotoğrafı" çektirdi.


Savaş bitiminde Yunanlıların Anadolu'ya verdikleri zarar hesaplandığında tam 4 milyar lira gibi korkunç bir fatura çıkarılmıştı. Karşılaştırman


Savaş bitiminde Yunanlıların Anadoluya verdikleri zarar hesaplandığında tam 4 milyar lira gibi korkunç bir fatura çıkarılmıştı. Karşılaştırmanız için söylüyorum: O tarihte piyasadaki toplam para miktarımız sadece 158 milyon lira idi. Lozana giden heyete Yunanlılardan savaş tazminatı almadan dönmemeleri sıkı sıkıya tembihlenmişti. Ancak tek kuruş alamadığımız gibi, aslında bal gibi Misak-ı Milliye dahil olan Karaağaçı bize tazminat diye yutturmuşlardı. İsmet Paşa ise Mecliste Ne yapalım, Yunanlıların bu tazminatı ödeyecek kudretleri yok! diye akla zarar bir savunma yapmıştı. Sanki Yunanlıların avukatlığını yapmak kendisine kalmış gibi.


İşte İzmirden denize dökene kadar akla karayı seçtiğimiz bu Yunanlılara Lozanda Batı Trakyayı da bırakmış, böylece masa başında bir darbe daha yemiştik. İzmiri işgal emrini veren Başbakan Venizelos ise sözünden çıkmayan Lloyd George ile perde arkasından iş bitirmekle meşguldü. Gazeteci Mecdi Sadettine akan kanlar henüz kurumamış ve yangınlar yüreklerde sönmemişken, Düşmanlıkları unutalım mesajını veren de Venizelostan başkası değildi.


Derken devir değişti, Lozan imzalandı, Cumhuriyet ilan edildi. 1929da dış konjonktürün de zorlamasıyla, İngilizlerin Sovyetlere karşı bir Türk-Yunan yakınlaşmasına ihtiyaç duyduğu bir aşamada iki ülke arasında gülücükler gidip gelmeye başladı. Nihayet 1930 yılında, yani askerlerini denize döktüğümüzden 8 yıl sonra Venizelos bir heyetle Türkiyeyi ziyarete geldi, İnönüyle bir dostluk antlaşması imzaladı. Hatta Yunan Başbakanının gönlü incinmesin diye Dolmabahçe Sarayında asılı Zonaronun tablosundan, yerde ölü yatan Yunan askerlerinin temizlendiğini okumuştum Resimli Tarih Mecmuasında. Ne centilmenlik yarabbi!


Hatta 1933te Onuncu Yıl Kutlamalarına, o sırada iktidarda olmamasına rağmen işgalci başı Venizelos ve eşi şeref konuğu olarak davet edilmiş ve Ankarada Çankaya dahil, birçok yerde krallar gibi ağırlanmıştır. Binlerce şehidimizin, yaralımızın, dul, yetim ve öksüzümüzün hâlâ tütmekte olan acılarının üzerine kalın bir sünger çekmiş ve dost olduğumuzu bütün dünyaya haykırmıştık.


İyi güzel, dost olalım tabii ki. Dostluk iyidir. Lazımdır. Eyvallah da, Anadoluyu manen ve maddeten katletmiş olan Venizelosu, aradan 10 yıl bile geçmeden affetmek bir yana, bağırlarına basanların, geçmişi unutalım diye nutuk çekenlerin, basın önünde el ele fotoğraf çektirmekte sakınca görmeyenlerin devletin tek kuruşuna el sürmeden sessiz sedasız ortalıktan çekilmiş olan Sultan Vahdettini hâlâ affetmeyişlerindeki derinlerden de derin olan sırrı anlamakta zorlanıyoruz hakikaten.


Kafamız karışıyor: Süleyman Demirelin 2005 Temmuzunda ağzından kaçırdığı, Daha yüz yıl Vahdettinin hain olarak bilinmesinin gerekli olduğu şeklindeki açıklamanın Lozanda verildiği söylenen sözlerle bir bağlantısı var mıdır? Böyle değilse Venizelosu bile affeden bu devletin Vahdettini affetmeyişindeki derin gerekçeyi birisi bize açıklamalı değil midir? 

Mustafa Armağan
Arama Motoru  
   
Haberler  
   
Tarih  
 
 
center>
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol